HAZRETİ MUSA’NIN (as.) KRONOLOJİK OLARAK HAYATI

GİRİŞ

Yakup as. İsrail lakabıyla müsemma bir Peygamberdi. Beni İsrail ondan dolayı ortaya çıkan bir tanımlama ve tavsiftir. Allah Beni İsrail’e (israil oğullarına) çeşitli periyotlarla Peygamberler göndererek adı Yahudilik olan dinin esaslarını öğreterek sahih imanı ve akidesi muhkem bir millet olmalarını ve belki de çok uluslu bir din olmalarını temenni etmiştir. Beni İsrail Peygamberleri: Hz. Yakup, Hz. Yusuf, Hz. Süleyman, Hz. Zekeriya, Hz. Musa, Hz. Davud Allah hepsinden razı olsun ve yaptıkları hizmetlerini makbul eylesin aleyhisselamı ecmain. Hazreti Süleyman as. Ve hazreti Davud as.’ın Filistin Kudüs bölgelerinde yaşadıkları bilindiğine göre; Yahudilik bir bölgeden ziyade çeşitli lokasyonlarda yaşayan bir kavmin tedrici olarak Peygamberler vasıtasıyla denetlenen ve tahkim edilen bir yapıya maruz kaldığını görmekteyiz. Hazreti Musa as. Beni İsrail Peygamberlerinin ilki ve şeriatını tabletlerle Sina Dağındaki Mukaddes Tuva Vadisinde alarak tebliğine başladı.

Beni İsrail yani Yakup oğullarının sadece bir oğlundan gelen kavme değil de tüm oğullarından ayrı ayrı türeyen kavimlere gelmiş olabilir mi tüm bu beni İsrail Peygamberleri. Belki de Yakup oğulları Kenan diyarından başka coğrafyalara mı geçtiler ve onlara o kendi kavimleri içerisinden Peygamberler geldi. Ya da Kenan diyarı Mısır ayrı bir vilayeti Kudüs ayrı bir vilayeti olacak şekilde çok büyük bir coğrafyayı mı kapsıyordu? Her nerede ya da her kimlerden oluşan kavim olursa olsun İsrail oğulları Yakup as.’ın soyudur.

Yusuf as. Kardeşleri tarafından kuyuya atılıp Mısır’a doğru gitmekte olan bir kervan tarafından bulunarak ve köle pazarında satılacak olması sürecinin sonunda Mısır’da ikamet edecektir. İsrail oğullarının bu coğrafyaya transferine belki bu olay neden olmuş olabilir... Yusuf as. Mısır’da maliye nazırı olduktan sonra ortaya çıkan kıtlık neticesinde Kenan diyarındaki ailesinin o’na başvurması (müracaat etmesi) ile kardeşlerini ve babası Yakub as.’ı Mısır’a çekmiştir. Gerekli ürün yardımı yapıldıktan sonra, Yakup as. In belki bazı oğulları Mısır’da kaldı bazıları Filistin bölgesine geri döndü. Tam net bilinemiyor ama bence öyle. Yakup as. Ve devamında Yusuf as. In tebliğleriyle Mısır diyarındaki ırklar olan Sıptiler ve Kıptiler imana ve Yahudi şeriatına tabi olmaya çağırıldılar. İnananlar kahir ekseriyetiyle Sıptilerden olmuştu.

Musa as.’ın hayatı da kadim Mısır coğrafyasında yerleşik bulunan İsrail oğulların imani tehlikelerden muhafazası ve Firavunu tebliğle başlayan mücadelesini görmekteyiz. Firavunlar Mısır’da iktidar eden aralarında Beni İsrail (İsrail oğulları) Peygamberlerine iman eden veya etmeyenleri vardır. Belki de imanlı Firavunlar dönemsel bazda İsrail oğullarından birilerinin iktidara gelmesiydi. Bu hak dine bağlı olmak veya olmamak üzere bulunan Firavunlar bu ülkenin tek hükümdarı ve hükümranıydılar. İsrail oğulları Mısır’da mukim bir halde sıpti ırkından sahih itikada sahip oldukları için devlet yani Firavun marifetiyle zulüm ve işkencelere maruz kalıyorlardı. Zaman zaman inançlı halktan da Firavunlar iktidar etti.  İmansız olup inançlılara saygı duyan ve işkence etmeyen Firavunlar da geldi. Ancak çoğunlukla hak dinin temsilcileri olan yerli halklar, müşrik veya ateist, inançsız ve zalim Firavunlar tarafından eziyet edilerek köleleştirilme politikasına tabi tutulmaktaydılar. Bu zalim Kıptilerden başa geçmiş yeni Firavun iktidarı yeniden sıptilerden birine geçirmemek için zulmün dozajını artırdıkça artırdı. Bu yerleşim birimlerindeki diğer unsur olan ateist ve müşrik Kıptilerde zulmün kurumsallaşmasına kendi adamlarının her daim iktidarda kalmasına çalışıyorlardı. Böylece sadece bir karın tokluğuna karşı işkence, eziyet ve Firavunun ağır işleri altında ezilen İsrail oğulları için gerekli bir lider şahsiyet ihtiyacı hasıl olmuştu.

İslam öncesi diğer tüm dinlerin bir kavme ya da bir millete indirildiği, Peygamberlerinin de o bölge ve kavim için imana davet ettikleri bir görev ifa ettikleri biliniyor. Bu iman davetinin ahireti esas alan ancak dünyayı da huzurlu kılmaya yeten bir marifeti vardı. İmanın hem şahsa sabır topluma da uğradığı zulüm için bir çözüm sunan bir iksiri azam olduğu bilinirdi. Sanki bu her meşrep ve meslek için özel yaratılmış, gerektiği şekliyle kendilerine liderlik edecek, çektikleri ıstırap dolu hayatları için onlara etkili ve ikna edici bir biçimde sabrı ve mücadeleyi öğretecek o talep edilen kişi yani Peygamber artık gelmeye hazırdı. Çünkü zor zamanlar güçlü insanların neşvü nema bulması için gerekli şartları kendi içinde barındırırdı.

Ululazim bir Peygamberin sahip olacağı kudret ve görev aşkına karşılık, yine de yanına yardımcı olarak kardeşi Harun as.’ı dua ile talep etmesi, sihirbazlarla girdiği mücadelede renginin değişecek kadar korkması, Firavun iktidar ve saltanatının ne kadar büyük olduğunu anlamamıza dair bazı ipuçlarıdır. Zaten Musa as.’ın imana davet ettiği Firavun avenelerine her daim evet rableriniz olabilir belki ama en büyüğü benim anlamına gelebilecek; “Ben sizin en büyük rabbiniz değil miyim?”  diye ayetle sabit üstünlük göstergesi söylemde bulunuyordu. Bu aynı zamanda en azılı müşrik olduğunu bizlere göstermekteydi. Rivayetlere göre Firavun dört yüz yıl boyunca bir baş ağrısa dahi hissetmemiş, inci gibi sıralı dişleri arasına bir ekmek kırıntısı kaçıp ta kendisini rahatsız etmemiş konfor seviyesi en fevkalade bir hayatı yaşamıştı. Bu ortamda Musa as.’ın özellikle Firavuna da “kardeşi ile birlikte yumuşak söz söyleyerek” tebliğ etmesi için Firavuna görevlendirilmesi onunda tabi olması halinde Yahudiliğin ırki bir din olmaktan çıkıp, belki de evrensel veya global ölçekte büyümesine neden olacaktı. Burada Musa as.’ın peygamberlikle belki biraz zayıflamış ama zaten inançlı olan Yahudi halkının imanını tahkim etmek ve daha ziyade o toplulukta bulunan inançsızlara da bu dini ve şeriatını anlatmak için gönderilmişti. Zaten zalim olan firavunun kulu olmuş halklara (Kıptilere) bu dini kabul ettirmek hem kolay değil hem de cazip değildi. Bu durumda yine o inançsız topluluğun içinden biri olan iktidardaki Firavununun imanı davet-kabul etmesiyle Mısır coğrafyasındaki tüm halklar istisnasız bu dine mensup olabilecekti. Allah cc.’ın muradı kabul etmeyeceksiniz ama nihayetinde de yenileceksiniz tabii sonucunu Firavun ve aveneleri üzerinden bizlere göstermekti. Hem de çok yüce bir şahsiyet olan Musa as. Gibi bir zatı bizlere tanıtmış oldu. Yoksa Firavun anılmaya bir zerrecik değeri olmayan biridir.

Hazreti Süleyman hükümdar bir peygamberdi. Yahudi olmasına rağmen o’da dünya hâkimiyetini fiziksel olarak gerçekleştirmiş olsa da topyekûn bir Yahudileşme sağlayamamıştır. Musa as. Firavuna imanı kabul ettirebilseydi yine de imanın yeryüzüne hâkim olması sağlanamayacak olduğuna delildir. Farklı kavim ve bölgeye gelse de Efendimiz’ in müjdecisi Hazreti İsa as.’ın tebliğ ettiği Hristiyanlık dini; belki de Yahudilerin gerek ezilirken gerek güçlüyken insanlar tarafından dikkate alınmaksızın yaşanması nedeniyle Allah cc. Tarafından bir ceza olarak inanılması gereken yeni din bu formatıyla gönderilmişti. Yahudiler bu durumu içerleyecek ve Hristiyan dünyası ile soğuk ve sıcak savaş evrelerine geçecekti. Ve Hristiyanlık hiçbir zaman komple bir din olarak yeryüzünde kalmayacaktır. İmanın dünyaya hâkimiyeti Hazreti Muhammed as.’ın nesebinden gelen yüce bir zatın İslam dini için gerçekleştireceği bir nasip olacaktır.  

Cenabı Hak, Azrail Aleyhisselam'a;

"Ya Azrail!. Bir kimsenin ruhunu alırken hiç üzüldüğün oldu mu? diye sordu. O:

Ya Rabbi her şey Sana malûm... Yalnız bir kulunun ruhunu alırken çok üzüldüm. O da bir gemi dalgalar arasında parçalanıp batmıştı. Fakat o gemide kundakta bir bebek vardı. Anasının ölümü emrolundu. Bebeğin annesinin ruhunu alırken çok üzüldüm. Sonra o bebek bir tahta parçasının üzerinde karaya çıkarak kurtuldu ve öksüz kaldı, dedi.

Bu rivayette anlatılan o küçük çocuğun rivayetlerde firavun olduğu bildirilir. İşte öyle bir bebeklikten rablik iddia edecek kadar büyük bir saltanat sahibi oluncaya kadar i süreç, kendisini firavun etti.

 

Geri Dön

© Eser Kocatepe All Rights Reserved. Designed by Mehmet Ali Kocak