MÜSLÜMANIN 1 GÜNÜ
Bu sabah yolda gelirken ezberimde olmamasına rağmen Fecr Süresini kendimce makamlı okumaya çalışıyordum. Ardından da Duha Süresini mırıldandım. Bir anda aklıma Alah cc. ‘ın Kuran-ı Kerim’de Fecr, Duha, Asr ve Leyl vakitlerine yemin ettiğini hatırladım ve dedim ki: Acaba Allah-u Teâla cc. Günü tamamlayacak şekilde yemin ediyor mu? Etmese bile, biz Müslümanlardan geçirmemiz istediği bir 24 saat standartları var. Dolayısıyla bir risale hazırlayarak teslim olan biz bizlerin nasıl bir gün geçirmemiz gerektiğini irdeleyelim istedik. İnayeti ve kurtuluşu Allah cc. Den umarak çalışmamıza başlıyoruz.
Bir insan tanımlanan zaman dilimlerinden geçerek bir günü tamamlar. O yüzden zamanı kendi dilimlerine has Allah’ın kanunlarına Resul’ün anlayışına mugayir olmayan ameliyeler ile doldurmalıdır. Müslümanın Bir Günü bu zaman dilimlerinde yapılabilecek en kaliteli eylemi tercih etmesi ile ortaya çıkmalıdır. Yapılması en elzem olan eylemi, azami derecede bir rikkat çerçevesinde ifa edilmesi gerçekleştirmek Müslümanın en asil tavrıdır. Allah’ın zaman dilimlerine dikkat çekmesi ise, Müslüman için en başında bir görev bilinci oluşturmaktır.
Leyl, Nehar, Seher, Fecr, Duha, Orta Namazı vb. ifadelerle kendine has isimler elde etmiş zaman dilimleri gün içerisine Allah’ın bir rahmeti olarak dağılmışlardır. Çünkü zaman dilimleri arası geçişler şuurlu bir kul için uyanma vesileleridir. Allah kulun tüm akış içerisinde uyanık olmasını arzu emektedir. İlahi program; olur da gaflet halinde olması en muhtemel canlı olan insan için hatıra daima Allah gelmesi üzerine planlanmıştır. Tüm bu geçişleri idrakten ve tefekkürden mahrum bireyler, En Büyüğün ikazlarından nasipsiz kalanlardır.
Gecenin Sahibi, gündüzün Sahibi ve tüm diğer vakitlerin Sahibi aynı Zattır. O Zat Cenab-ı Bari’dir. Her kişiye umumi ve hususi vazifeler yükleyen o Yüce Zat, her zamana ve her mekâna da, ayrı ayrı meziyetler ve farkındalıklar izafe etmiştir. Bizler şahsımıza münhasır görevlerimizi Allah’ın yarattığı bu zaman dilimleri içerisinde ifa etmekle mükellefiz. Bizler umum vazifeleri ifa ile iktifa edersek ve zamanın sünnetini arayıp kendi takatimiz ölçüsünde yerine getirme arayışı içinde olmaz isek maalesef hüsrana duçar olanlardan oluruz.
Ömürler gün gün bitişe doğru ilerler. İlginçtir ki, bu bitiş çizgisinin yeri kişiler tarafından tespit edilmiş değildir. Her fert için özeldir. Ve Hakem’in nerede bitireceği bizce muhaldir. İlgili günün ilgili zaman diliminde bitiş çizgisine gelindiğinde, o vaktin alışkanlığı halini almış güzel ameliye içinde olması herhangi bir kul için ne büyük bir saadettir. Bu nedenle kabiliyetimiz o an için neyi yapmamız gerektiğini bize salık veriyorsa, o iş ile iştigal olmak zorundayızdır.
Allah’ın sevdiği insan, insanların güvendiği insandan daha iyidir. Genel bir darb-ı mesel halini almış olan; ‘bir insanın gelebileceği en yüksek mertebe, güvenilir insan olmaktır.’ Önermesi, Allah’ın sevdiği bir kul olmanın alt kümesi ise anlamlıdır, muteberdir. İş bu nedenle, insanları kırmaktan ve incitmekten imtina eden ancak niyeti, tamamen Allah’ı razı etmek olan fiil ve davranışları benimsememiz icap eder. Buna zemin olacak olan ise; zamanın gerekleri ve istidadın keşfi ile ortaya çıkan yeteneklerimizin örtüştürülmesidir.
Allah’tan dünyaya dair istenebilecek en mutena talebin afiyetin devam etmesi olacağı Hadisle bildirilmiştir. Afiyet; sağlık, huzur, sükûn, sükunet, sekine, rutin kavramlarının hepsini içine alan, müstesna bir kavramdır. Kavramsallıktan öte, yaşam biçimi haline getirilmesi gereken bir hedef olmalıdır. Afiyetin dağılması ya da bozulmasına sebep hangi saik olursa olsun istenmeyen durumdur. Bu saiklerin oluşmaması, vaktin ihyası ve kişiliğin inşası ile mümkündür. Ve kişiliğin yahut karakterin inşası ise kaliteli zaman değerleme aktivitesidir. İş bu nedenle bireyler olarak tekâmül yolculuğu içerisindeysek şayet; inşa ve ihya eylemi gerçekleştiriyoruz demektir. Tekâmül yolculuğunun en büyük sermayesi ilim elde etmeye matuf çalışmalar yapmaktır.
Allah’a giden yolların nefeslerin adedince olduğu bilinmektedir. Belki o nefesi aldık ama o nefesi doğru veremediğimiz için olmadık, belki o nefesi aldık nefesi henüz vermedik ve bu nedenle vasıl olamadık. Belki de o nefesi henüz hiç almadık. Ne ise ne bilmiyorum ama o nefesin standartlarına eremedik aldığımız ya da alma ihtimalimiz doğduğunda farkında olalım. Bir kul için en büyük devlet bir nefes sıhhat değil, Allah’a vasıl olmaktır. Kişi kendi özelinde Allah’a vasıl olacağı kaliteli nefesi nerede, nasıl alabileceğini ve aldığında hissetmesi için, ilim sahibi olmalıdır. Bu ilim ancak sadırlardan gelen inikas ile öğrenilebilecektir. Çünkü o sadırlar ki onlar, vasıl olma yolunda mesafe almış kimselerdedir. Gönül o pak ve temiz gönüllerden feyizyab ve kaderinden hisseyab olacaktır. O nedenle ‘Allah sadıklarla beraber olun.’ Buyurmuştur ki, sadıklar gibi O’na vasıl olunabilsin.
“İlim Mü’minin yitik malıdır.” H.Ş. mucibince her gün bir şeyler öğrenmek gerekmektedir. İnsan gündüz boyunca; kaybettiğini arar ve yorulur. Bir müddet gece istirahatinden sonra da, henüz gündüze varmadan aramak için yine ve yeniden tekrar aramaya koyulur. İstirahat için vakit harcamayı bile kendine kayıp sayan nice has kullar vardır. Lakin normal bir Müslümanın “Geceyi sizin için bir dinlenme..” olarak yarattı ayeti mucibince istirahatinde bir mahzur yoktur.. İstirahat halinden bir şükür ile uyanınca, hemen yitik malımızı arayışa geçmek mümin olmamızın bir kaidesidir. Bu arayışımıza henüz yeni günün ilk ışıklarını görmeden gönül gözü ile seherlerde başlamak lazımdır.. Seherlerde aranmaya başlanılan bu ilim hiç şüphesiz satırlara geçmiş ilim değil, Allah cc. tarafından bizim için tahsis edilen, Resuller ve Ona tabi olan has etbainden gönüllerimize akseden gönlümüzün muhabbet ve marifet ilmidir… Yegâne hedefte bir mümin için; bu ilimde ilerlemek olmalıdır.
Bir bahçeye giremezsen, durup seyrân eyleme
Bir gönül yapamazsan, yıkıp vîrân eyleme
NE İÇİNDEYİM ZAMANIN
Ne içindeyim zamanın,
Ne de büsbütün dışında;
Yekpare, geniş bir anın
Parçalanmaz akışında.
Bir garip rüya rengiyle
Uyuşmuş gibi her şekil,
Rüzgarda uçan tüy bile
Benim kadar hafif değil.
Başım sükutu öğüten
Uçsuz bucaksız değirmen;
İçim muradına ermiş
Abasız, postsuz bir derviş.
Kökü bende bir sarmaşık
Olmuş dünya sezmekteyim,
Mavi, masmavi bir ışık
Ortasında yüzmekteyim.
Ahmet Hamdi TANPINAR
Geri Dön
© Eser Kocatepe All Rights Reserved. Designed by Mehmet Ali Kocak